Darbeyle ilk kez 9 yaşımdayken tanıştım; 2 sene üst üste büyümüş de küçülmüş tavırlı, çok bilmiş, otorite sevdalısı, yalakası bi kızın, başkanlık ettiği sınıfımızın başkanlığına "illallah" edip 3. sınıfta adaylığımı koydum. Böyle şeylerin övünülecek şeyler olmadığını bildiğim için söylemekte sakınca görmüyorum; oldukça kalabalık olan sınıfımızda beni sevmeyen neredeyse yoktu. Sınavlarda kopya verir, bana kötü davranan kimse olmadığı gibi benim de kimseye kötü davranmam için bir sebep pek olmazdı. Ben aday olur olmaz, sınıfta alkış, ıslık sesleri yankılanmaya, hem mizâcımı hem sınıfın bana duyduğu sempatiyi bilen öğretmen oflamaya, puflamaya başladı. Ama yapacak bir şeyi yoktu hocanın, Demokrasi ne de olsa.
Sonucu baştan belli seçimi ezici bir üstünlükle kazandım, çok bilmiş hanım kızımızın liderliğindeki çok bilmiş kızlar çetesi dışında herkesin oyunu alarak başkan oldum. Yarım dönem boyunca öğretmen gelmeden önce sınıfta sükûneti sağlayıp düzeni bozanları tahtaya yazmakla, ödevleri kontrol edip yapmayanları öğretmene 'ispiklemekle' görevliydim. Kısacası görevim tam bir 'göt oğlanı'lığıydı.
Öğretmen yalakası, otorite sevdalısı, konuşanları tahtaya yazmakla tehdit etmekten, susanın ismini tekrar silebileceğini söylerken kendini tanrı gibi lütufkâr, cömert gören sınıf başkanı tiplemesiyle hiçbir kesişim kümem olmadığı için sık sık hocadan azarı ben yerdim:
"Oğlum bu gürültü ne? Konuşanlar kim, söyle bakayım bana! Demek kimse konuşmuyordu? E ne bu gürültü o zaman, ta koridordan duyuluyor?"
"Arda, hani herkes kitaplarını getirmişti? Bak Muzaffer'in ne defteri ne kitabı var. Gözünden kaçmış demek ha? Geri zekâlı!.." gibi.
Bu şekilde geçen bir dönemden sonra, ikinci dönemin hemen başlarında, öğretmen, tam bir dünya devi Emperyalist ülke gibi bana darbe yaparak iş birlikçilikteki başarısı aferinlenmiş, "çok bilmiş, otorite sevdalısı, yalaka" kızımızı başa getirdi.
Bütün hayvanlar eşit olduğunda kazandığım hak, bazı hayvanların daha eşit olmasından mütevellit elimden alınmıştı. Böylelikle bu gerçeği Orwell, öğretmenliğin sahte kutsallığını da sorgulamam gerektiğiniyse Foucault, Huxley okumadan çok önce öğrettiği için öğretmenime teşekkür ediyorum buradan, öğretmekle görevli olduğu onca saçmalıktan çok daha yararlı oldu zira.