İlginçtir ki ülkemizde, Biyoloji'de Darwinizm’e karşı çıkanlar, Sosyal Darwinizm’in en şiddetli savunucuları, uygulayıcıları konumundalar. Tesadüf değil tabii; bazı insanlar çıkarları neredeyse orada olmayı normal sayıp bizden bağımsız olan gerçeklikleri dahi eğip bükmeyi kendilerine hak görüyorlar. Kendilerine hak gördükleri tek şey bu mu peki o insanların?
Yıllardır var olan ve özellikle son 10-15 yılda ciddi bir şekilde büyüyen sınavların yaygınlaşmasına, dolayısıyla dershane sektörünün daha da kökleşmesine, büyümesine önayak olup daha ortaokul, lise çağındaki gençlerin emeğini sömürmeyi, ranta dönüştürmeyi de kendilerine hak görüyorlar.
Okullara, sıfatlara, rütbelere; insan eliyle yaratılmış varlıklara insandan çok değer biçen sistemin de yardımıyla “daha değerli” olabilmek adına terle, stresle çalışan, emek harcayan çocukların arasında kendi çocuklarının kaderlerini şansa bırakamayıp milyonların geleceğini şifrelemeyi de kendilerine hak görüyorlar.
Yetmiyor, bu oyunun aktörlerinden birinin gözümüzün içine baka baka söylediği yalanlarla yine en önce kendileri “tatmin oluyorlar”. Milyonlarla dalga geçmeyi de kendilerine hak görüyorlar.
Bu sömürü çarklarının içinden geçip öğretmen olanları da unutmayıp katıyorlar düzenin içine; öğretmensiz okullar dururken okulsuz öğretmenler yaratıp binlercesini işsiz bırakarak dershanelere ucuz işgücü sağlamayı da, haklarının peşinden koşanları "uyduruk sorunlar" yaratmakla suçlamayı da kendilerine hak görüyorlar.
Savaşla, kanla beslenen silah tüccarları misali; öğrencilerin sıkıntılarıyla, gencecik öğretmenlerin çaresizliği, sefaletiyle beslenip büyüyen bu sektörün neredeyse tamamının kimlerin “abilerinin” elinde olduğu göz önünde bulundurulursa, bütün bu yapılanların tesadüf olduğunu sanmak aptallık, sınav sisteminin, birilerinin, bir şekilde elenmesinin gerekli olduğunu savunmak vicdansızlık olur.
Sosyal hayatı sıfır, apolitik –bu yazıyı okıycağına şimdi bi test bitirirdin çocuğum- bir nesil yetiştirmek de işin kaymağı, yönetmesi daha kolay bir halk ödül oluyor onlar için.
Ve çıkıp utanmadan “Ya dindar olacaksınız ya da tinerci; biz, sizin dindar olmanıza karar verdik.” diyorlar.
Hiçbir dine, Cennet’in Cehennem’in varlığına inanmayan ben, tinerci bir genç olarak diliyorum ki; gerçekten tapılmayı hak eden, yüce bir güç vardır da sizin de bu hayattan sonra çekecek azabınız, yatacak yeriniz; Cehennem’iniz olur.
Kul hakkı çok güzel, siz de yesenize…